birseyyahgeziyor.com
27.Topluma uyum sağlamak!

             

       Topluma uyum sağlamak ya da sağlamamak, işte bütün mesele bu!

       Okulsuzlara sorulan sorular arasında bu konu hemen her zaman yer alıyor. Sosyalleşme kaygısının hemen yanında, orada hep var bu soru; ''çocuğunuzun topluma uyum sağlayamamasından korkmuyor musunuz?''. Genel cevap şudur; ''çocuğumuzun topluma uyum sağlamasından korkuyoruz asıl!''.

       Efendim, dünyanın her yerinde yapılıyor bu okulsuzluk dediğimiz şey ve elin Amerikalısı da, Avrupalısı da, bizim ülkemizin insanı da okulsuzlukla ilgili bu soruya genelolarak aynı cevabı veriyor. Asıl topluma uyum sağlamasından korkarız biz çocuğumuzun diyor. Ve bir kere daha yazıyorum; çünkü okulsuzluk bir yaşam tarzı.

       Bu yaşam tarzını benimsemiş insan profiline baktığımda, benim genel olarak gördüğüm şey; bu insanlar toplumda kabul görmüş genel doğruları her zaman benimsemeyen, kendi doğrularını ve mümkün kılabildikleri ülçüde dünyanın, doğanın hatta insanlığın iyiliği için var olan doğruları benimsemiş insanlar. Kendimizi de bu tanımın içine sokmaktan mutluluk duyarım hatta.

       Öyle bambaşka, üstün, müthiş filan olduğumuzdan değil, Allah'ın bir kuluyuz işte biz de; ama toplumda doğru mu yanlış mı, iyi mi kötü mü bakılmaksızın sırf alışılagelmiş diye, sırf elalem ne der diye, sırf büyükler öyle istiyor diye, sırf rezil olurum korkusundan ve bunlar gibi pek çok nedenden dolayı yapılan hemen hiç bir hareketi yapmadığımızdan, hayatımızı kimseye göre yaşamadığımızdan.

       Bu tercih, ya da böyle yaşamak bizi toplumdan dışlıyor ya da topluma uyumsuz mu yaşatıyor? Hayır, gayet de uyumlu, sorunsuz, sosyal, muhabbetle geçiyor hayatımız. Arkadaşlıklarımız var, dostlar var, ailelerimiz, küçükler, büyükler... Uyum içinde olmak için, birbirimizi sevmek için, saygı çerçevesinde yaşamak için, sır saklayıp sır paylaşabilmek yani dost olabilmek için, toplumun bize uymayan doğrularını benimsemek ve onlara göre yaşamak zoruda değiliz. Kimse değil. Herkes birbirinden farklı ve farklılıklarımızla güzeliz. Biz buna inanıyor ve tam olarak bu şekilde yaşıyoruz.

       Dolayısıyla, sadece örgün öğretime maruz kalmamakla insan toplumdan soyutlanan, dışlanan, bambaşka olup da kimselerin yaklaşamadığı bir varlığa filan dönüşmeyecektir. Okula gitmek ne kadar normalse, gitmemek de normaldir (ailenin destek verdiği, bilinçli bir okulsuzluk deneyimini kastederek yazıyorum bu cümleyi!!). Bize göre normaldir elbet, toplum bunu yer yer yadırgayacaktır. Çünkü genel olarak toplum, bunun ne olduğunu bilmiyor. Bu yüzden yazıyorum okulsuzluğu, bilinsin diye.

       Toplumda elbet bu bilinç seviyesine henüz ulaşamamış, bu saygı ve anlayışı gösterecek kadar güçlü olmayan çok insan var, ve çok da karşılaşacağız onlarla. Her bir karşılaşma karşı tarafa da bize de bir şeyler katacak, bazen de bir şeyler götürecek. Her biri bir deneyimdir, her birinden öğrenecek çok şey vardır diye düşünüyorum ben. Yaklaşımım bu bağlamda devam edecektir.

       Sanıyorum ki, biz yetişkinler olarak kendimizi ne kadar iyi, saygılı ve sevgi dolu ifade edersek, çocuğumuz da bunu görecek ve bu konuda kendini toplum içinde benzer yollarla ifade etmeye başlayacaktır. En büyük mutluluk, şu an için, çocuğumun henüz olumsuz bir yaklaşımla karşı karşıya kalıp da buna cevap vermek gibi bir duruma gelmemiş olmasıdır. Sanırım o büyüdükçe bu konuda biraz daha rahatlayacağım. Onun adına cevaplar vermektense, kendi doğrularıyla kendisini anlatmasını tercih ederim çünkü ve bu da o büyüdükçe daha olası olmaya başlayacaktır diye düşünüyorum.

       Dışlanır mı? Kendisini farklı ya da dışarıda hisseder mi? Bu hislerle nasıl başeder? Yardım ister mi, ya da ne derece destek olmamızı ister? Bunları, bizler yaşadıkça, zaman gösterecek.

       Biz bu güne kadar, çok sayıda, birbirinden çok farklı toplumlar içinde bulunduk. Bu deneyimlerin hemen hemen üçte birini Seyyah'la birlikte yaşadık. O henüz beş yaşında olmasına rağmen doğudan batıya çeşitli toplumların çok farklı doğrularını gördü, yanında konuştuk, enine boyuna tartıştık bu farkları. Ne kadarını anladı, ne kadarı aklında bilemiyorum. Ama bundan sonrası, bu tarz deneyimler açısından daha da zengin olsun diliyorum.

       İnsanın her tonunu gördü, ibadetin her türlüsünü izledi, dilin çeşit çeşit tonunu duydu ve her biri için türlü sorular sordu. Maldivlerde bir camide insanlar namaz kılarken sessizce onları izleyip, bağdaş kurup ''ohmmmmm'' diyerek meditasyon yaptı. İlk gördüğü zenciye çok şaşırıp, ''daha önce hiç bu kadar değişik bir adam görmemiştim'' dedi. İlk zamanlar onun için her dil ''Norveççe''ydi, birisine bir şey söylemek istediğinde ''norveççe nasıl derim bunu'' diye sordu :))  O, toplumlara ve insanlara saygılı olduğu sürece, toplum ona nasıl yaklaşırsa yaklaşsın bununla da başetmek için soruları ve çözümleri olacağına inanıyorum. Zaman gösterecek. Hayırlısı ...

 

       Zeynep

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder E-Posta bilgisi gizli kalacaktır.