birseyyahgeziyor.com
3. Okulsuzluk nasıl kanıma girdi? - ZEYNEP

                

 

      Nereden çıktı bu fikir? Tam çıkış noktasını elbette bilemesem de, benim hayatımda geçmişte bir yerelerde bu konunun temeli atılmış, net!

       Buyrun kanıtı; aşağıda benim ilkokul yıllarımda yazdığım bir hikayeyi sizlerle paylaşacağım. Bunu yazdığım akşam, Almanya'da çalışma deneyimi olan dayım bizde misafir olduğu için, hikayenin kahramanlarının isimleri, okunduğu gibi yazılmak üzere Almanca laugh. Bakın o yıllarda, o çocuk aklımla neler yazmışım.

 

     

         

 

       Hikayede yok yok. Okulla başlayan hayat, okumaya yazma sökülünce okulsuzluğa döner. Hayat tecrübesi, cesaret, şans...

       Sanırım okul benim için, bırakılabilir bir şeymiş ve hayat o olmadan da devam eder, çalışılabilir, kariyer sahibi olup, hatta zengin bile olunabilirmiş. Sistem dediğimiz şey, büyüklerimizin bakış açısı (eleştirmiyorum!), tabi ki beni de büyük bir özenle törpüledi yıllar içerisinde! Çocuğumu yetiştirme sürecimde bendeki bütün törpüleri hayatımdan çıkarıp atmaya çalıştığım için, bu zinciri, bana denk gelen halkadan kırdığımı düşünüyorum.

       Okulsuzluğu, bugün hayatında felsefe olarak benimsemiş ebeveynlerin, kendi okul hayatları ile ilgili, çok güzel deneyimlerden, talihsiz deneyimlere kadar pek çok şey yaşamış olduğunu görüyorum. İçlerinde okulu her zaman çok sevmiş olan da var, hep nefret etmiş olan da. Okulda başarıyla parlamış herkesin gözbebeği kişiler de var, ezilmiş ya da dışlanmış kişiler de. Kısacası okulsuzluk tercihi, ebeveyn profili olarak tek bir özellik türüne ait değil.

       Ben okul hayatım boyunca başarı olarak hep ortalama bir öğrenciydim. Okulu severdim ama çok da değil. Arkadaşlıklarım iyiydi. İlkokulda akran zorbalığına maruz kalmışlığım var. Öğretmenler ve okul yönetimiyle genelde iyi ve aktif ilişkilerim olmuştur. Evde ders çalışmayı sevmediğimden, derste aktif olan, konuşan, derse katılan bir öğrenciydim, falan filan. Kendi akademik geçmişimle ilgili olumsuz çok deneyimim yok. Sevmediğim şeylerin sayısı da fazla değil. Ama bugünki aklımla dönüp baktığımda öyle değil de böyle olsaymış dediğim şeyler de var elbet.

        Ortaokul yıllarımdan kalma ''çocuğuma öğreteceklerim'' listelerim bir yanda, (lisede bu konuyla pek ilgilenmemiştim), üniversite yıllarımda hukuk bölümünde okuyan yakın bir arkadaşımla ''çocuğumu okula göndermezsem ne olur?'' konulu uzun sohbetlerimiz bir yanda. Çocuksuz ve dünyayı gezerek geçen sekiz senelik evliliğim çocuk sahibi olma noktasına ulaştığında ne kafamda doğru düzgün net bir okulsuzluk düşüncesi vardı, ne de okulsuzluk diye bir şeyden haberim vardı.

       Geri planda bir alt yapım olmasıyla birlikte, her şey instagramda karşılaştığım okulsuz bir Türk ailenin profiliyle ateşlendi. Sorularıma aldığım güzel cevaplarla okumaya başladım. İlk iş Ben Hewitt'in Okulsuz Büyümek kitabı alındı ve bir çırpıda okundu. Akabinde kısa kısa internet araştırmaları, bir kaç yabancı okulsuz ailenin bloğu. Sonunda beni, yine sosyal medya ortamında bulduğum okulsuz anneler grubuna ulaştırdı.

       Birkaç sene boyunca, fikirlerimizi paylaştığımız, yorumlar yapıp tartıştığımız harika bir facebook grubunun takipçisi oldum, bu bana iyi geldi. Okulsuzluğa karar veren herkese hem bilgi olarak hem de bakış açısı olarak çok şey katabilecek bir gruptu. 

       Geçtiğimiz birkaç sene içerisinde çocuk yetiştirme ve okulsuz yaşamlar üzerine okuduklarım, konuştuklarım ve tartıştıklarım bugün beni bu konuda, birkaç sene önceki halimden çok daha farklı yerlere taşıdı.

       Ev okulu ve okulsuzluk arasındaki farkları, çocuğa kattıklarını öğrendim ve değerlendirmem sonucu okulsuzlukta karar kıldım. Yani müfredatsız bir öğrenme deneyiminde.

   Bu bölüm benim konuya giriş hikayemdi. Sırada eşimin konuya dahil oluşu, kendisini ikna etmeye çalışıp edemeyişim ve destek olmaya karar veriş hikayesi var. İyi okumalar.

 

Zeynep

 

 

 

Yorumlar

Yosun Karaca - 19.8.2017 09:41:40

Hikayen inanılmaz güzelmiş.Ebeveynlerin bu hikayeyi okudular mı?


Yanıtla
Yorum Gönder E-Posta bilgisi gizli kalacaktır.