birseyyahgeziyor.com
*KAHVE ve SEMA ...

  

   Bir sabah erkenden telefon çaldı yataktan fırladı İbrahim. ''Yok canım, olamaz, gerçekten mi? Bak bugün bir nisan bunun şakası olmaz, dalga geçmeyin'' filan diyor. O gün günlerden bir nisan. O gün bugündür, bir nisanda az çok yaptığımız ufak tefek şakaları yapmak içimizden gelmiyor artık.

   Sema, İbrahim'in iş yerinden, birlikte çalıştığı mesai arkadaşı. Bir gün İbrahim'in yanına uğradığımda şans eseri karşılaştığım, tanıştığım, yüzünü hatırlamaya çalıştığımda aklıma ilk elmacık kemikleri gelen, siyah saçlı güzel bir kadın.

   Bir Nisan sabahı eşiyle birlikte, yeni aldıkları, yapım aşamasındaki evlerine bakmaya gidiyorlar. Oradan istikamet memleketleri. Eşi yurt dışında görevli olan Sema, izine gelen eşiyle birlikte memlekete gitmek için bir gün önce İbrahim'den izin alıyor.

   Yeni evlerine gidiyorlar, ve yola çıkıyorlar akabinde. İlk döner kavşakta hızla gelen bir araba, ön sağ tarafa olanca hızıyla çarpıyor. Sema ölüyor, eşi çok uzun süre yoğun bakımda bilinçsiz yatıyor.

   Bu olay yaşanalı yıllar oldu. Olaya ilişkin hatırladıklarım bu kadar. Sema ise her gün aklımda. Çünkü ben her gün kahve içerim.

   Sema vefatından kısa bir  süre önce, bize eşinin yurt dışından gönderdiği bir paket kahve getiriyor. O dönem kahveye bu kadar düşkün değiliz, kahve keyfimiz Türk kahvesi ile sınırlı. Sema'nın getirdiği filtre kahve hatırına, bir kahve makinesi alıyoruz ve ilk filtre kahvemizi içiyoruz. O gün bu gündür, her gün içtiğim filtre kahve demlenirken kokusu bana o esmer güzel kadının elmacık kemiklerini hatırlatıyor önce. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur ya, ben de her kahve kokusunda o hatırla Sema'yı anıyor, her gün rahmet diliyorum. 

 

Zeynep

 

Yorumlar

Yorum Gönder E-Posta bilgisi gizli kalacaktır.